Bazı kavramları yana yana getirmek çok zor olmasa da piyasada uygun görülmemektedir. Sosyeteden bir kızla ile mütevazı bir delikanlının ünlü bir restoranda birlikte görülmesi gibi. Bunlar okulda aynı sıralarda öğrencilik yapıyor olsalar da. Spor ile felsefe de öyle, üniversite ders programlarında dostane bir şekilde görülürler, ama televizyon ve gazetelerin buna yer vermesi için birinin diğerine tacizde bulunması ya da flörtü olması gerekir. Bu günlerde spor ne yazık ki etik bir şaibe altında hukuk karşısına çıkmaktadır.. Bazı kavramları yana yana getirmek çok zor olmasa da piyasada uygun görülmemektedir. Sosyeteden bir kızla ile mütevazı bir delikanlının ünlü bir restoranda birlikte görülmesi gibi. Bunlar okulda aynı sıralarda öğrencilik yapıyor olsalar da. Spor ile felsefe de öyle, üniversite ders programlarında dostane bir şekilde görülürler, ama televizyon ve gazetelerin buna yer vermesi için birinin diğerine tacizde bulunması ya da flörtü olması gerekir. Bu günlerde spor ne yazık ki etik bir şaibe altında hukuk karşısına çıkmaktadır..

Felsefe disiplinleri içinde en iyi piyasayı “etik” yapıyor; herkesin koluna takıp çıkmaya meylettiği etik aslında “iyi”dir, ama estetik ameliyatlarla muhayyel bir kraliçeye benzeme kaygısındaki taklitleri etik olmadığı gibi etiğin adını da kötüye çıkartmaktadır. Yani, felsefe-spor ilişkisi gündelik hayatla temasını “gazetelik” olmak tehlikesiyle kurmaktadır.

Etik, iyinin sevdalısı bir değer tüketimi olurken etiğin istismarı kötünün gizlenmesine yaramaktadır. Zaten etiğe en meftun olan etik olmayandır; çünkü en çok maske ona gerekmektedir. Etik istismarı diğer yandan da etiğin kendini gerçekleştirdiği varlık ananında (ontolojik) büyük tahribat yaratmakta, örneğin sporseverliğin fanatikliğe (tüccarlığı, siyasetçiliğe, temsili saldırganlığa) dönüştüğü durumda bir varlık alanı olarak spor zarar görmektedir. Çünkü sporun amacı, beden ve ruh dünyasındaki dengeyi bizzat sporu yapan üzerinde, onun yaşantıları yoluyla tutmaktır; yoksa taraftar ve yönetici fiilen spor içinde değil, spor kültürü içindedir.

Felsefenin spora ilgisi beden ruh dengesinin kişilik oluşumundaki yerinde insanın kendisini ortaya koyması çerçevesindedir. Yani, insan sporda oynamasıyla (homo luden) varlık bulan bir canlı olarak tepeden tırnağa bir bütünlük ve gerçekliktir; sporu izleyenin, örgütleyenin, spordan kazanç sağlayanın durumu, spor kültürü içinde yer alsa da, birinci dereceden spor değildir. Bu nedenle sporcunun kendini bir müsabakada (maç) gerçekleştirmesine yapılacak her müdahale sporu ontolojik olarak bozacağı gibi yapılan şike, doping, hatta sayıları ve sloganları abartılmış taraftar müdahaleleri de felsefî olarak etik değildir. Etik (?) değerin zorlandığı her alanın sosyolojik ve/ya yasal yaptırımla karşılaşması yazgısaldır.

Spor ve ne olursa olsun diğer tüm insan etkinlikleri (yapıp etmeleri) bu etkinliği yapanın bir eylemi olarak (spor, sanat bilim, hatta kavga) kabullenilmeyip bunun dışındakilerin bir işi, eylemi hatta mesleği gibi algılanıp müdahale edilmeye başlandığında felsefî anlamda yabancılaşma, özel anlamda sporda yabancılaşma kendini gösterecektir. Bunun en somut örneği taraftarın veya spor yöneticisinin kendini sporcu sanması gibi bir halüsinasyona düşmesidir. Gerçeklik ve bir varlık alanı olan spor eylemi, spor ile kendini gerçekleştirme olgusu ancak dışındakilerin etik değer kaybı ile zarara uğratılacaktır. Bu nedenle aşırı taraftarlık etik bir sorundur.

Bugünlerde gündemde olan şike söylentileri kendisini kanun ve toplum karşısında doğal olarak savunacaktır. Dışarıdan yargıda bulunmam yanlış bir davranıştır. Bu, işin hukuki tarafıdır ve geri koşununda adalet fikri vardır. Ama spor bu olaylarla sadece hukukun değil felsefenin de karşısına çıkmıştır. Çünkü spor müsabaka yapanların adil bir sonuca varmak için müsabakayı sonlandırma; kazananın ve kaybedenin kendini kendi başarı ve sportmenlik (fairplay) algısıyla anlaması ve duyurması temeline dayanmaktadır. Hukuk için adalet ne kadar beklenen (?), istenen bir sonuç ise müsabaka için de aynıdır. Adil olmak etik kavramını beslediği için arkasında önemli bir felsefî değer taşımaktadır. Spor da adil müsabaka anlayışı ve etik değer taşımanın felsefî eylem alanıdır. Bu nedenle spor, temelde ontolojik gerçekliğini sporcu temelinde yaşatmak zorundadır; dış aktörler ve meslekler spor kültürü olsa da birinci derece spor değildir. Sınırı açtığı zaman sporu düşünce ve toplum gözünde olumsuz etkiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Önceki yazıyı okuyun:
Türk Halkı Yaz Tatili İçin Ortalama 998 TL Bütçe Ayırıyor

MasterCard tarafından gerçekleştirilen 'MasterIndex Yaz Tatili Araştırması'na göre, Türk halkının yüzde 53'ü bu yaz tatil yaptı ya da yapmayı planlıyor....

Kapat